Ana içeriğe atla

Kadehten Mezara

Zamansız gelen hissiyatların doldurduğu kadehlerde boğuluyor hayallerim

Gelemeyenlerin yoluna dizilmiş kediler

Yalnızlığımın eşliğinde dikilmiş bekliyorum

Elimde bir bardak su

Gelenin gidişine hazır

Bilinmeyenleri seziyorum

Susuzluk, sensizlik, en çok da bensizlik içinde

Aydınlıklarda karanlığa dalıyorum

Gözlerim boş duvarlara aşık

Bomboş ya da haddinden fazla dolu bakışlarla

Duyuyorum çığlıklarımı

Kimseye ulaşmayan, ulaşamayan

Otobüsün kalkmadığı duraklarda

Başımı göğe kaldırmaya mecalsiz

Kaldırım taşlarını ezberliyorum

Olur da çizgilere basarsam rüyalarımda

Eleniyorum

Elem ıslatıyor ellerimi

Lavaboda birikmiş bulaşıklar

Sepette kirli çamaşırlar

Kapının önünde ayakkabılar

Cenaze evi gibi şimdi buralar

Öyle kalabalık ama lüzumsuz

Hatrıma düşer ölülerin gülüşleri

Toprak kokusu sararken bedenimi

Bit demet ölü papatyayla

Başında sıramı beklercesine

Sessizce izliyorum

Hayatıma izinsiz girenleri

Çıkamayanları

Beni benden alanları

Yakınlığıyla uzaklaşan dudakların mecbur

Yapıştırılmış bardaktan sızan su damlalarıyla ıslatıyorum

Lakin bu öyle bir yangın ki

Damlalar deryaya dönüşse de kar etmiyor

Ben sana ulaşamıyorum

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sığamayanlara

Önü alınamaz bir boşluk Bu boşluğu katran misali dolduran sözlerin Acınası bir yanlışlığı yalnızlıkla düzeltme arzusu Hep bundan bir yerlere sığınma çabası Notalara, çizgilere, dizelere Hatta bu dünyaya sığamayışım Yazdıkça susayışım hep bundan Simsiyah yapışkan bir sıvıyla, senle Yanlışlarımı düzeltiyorum sanışım Ulaşır mı sessizliğim gözlerine bilmiyorum Doğru gemide yanlış limanlara yelken açıyorum Önce kahrediyorum, sonra azlediyorum bu ruhu Ağırların arasında kör kalıyorum Ben i-şimdi nasıl sığdırayım çaresizliğimi Şiir dediğimiz bu kelime yığınına İçimdeki yığını toparlayamamışken hem de Hem de ben bile bana sığmıyor, dolup taşıyorken Bu yalnızlığa hasret kimsesiz kollar Bu sessizliğe hasret titremeler Bu duyulmayan yakarışlar Denedim… çöllerde açmayı Hatta kutupta bir kaktüs olmayı Ama işte unuttum inanmayı Kendime, sana ama en çok şiirlere Gelmeyişlerini, gelemeyişlerine sığdırdım Yalanlarını doğrularınla sakladım Nerede görse...

Hapishaneye Aşık

Gecenin bitmesine saatler kala Ruhum camın kenarından seyrederken ruhunu Birden karanlığa gömüldü her yer Seni ilk o zaman gördüm Sözlerinin ahengini tenimde ilk o zaman hissettim Ellerindi çizen yolumu Ve nefesindi hazırlayan sonumu Camın ardında beklerken kayıp ruhlar Ve biz kaybolmuşken birbirimizde Bir ampül parladı aniden Uyanıkken görülen bir rüya gibi Gardını indirmiş bir nöbetçinin tedirginliğiyle bakan gözlerin Savaşta bir saniye de olsa durup etrafı seyredişinde yatan çaresizliğin Ve bir de kenara atılmış benliğinin parçaları ilk defa o zaman çıktı gün yüzüne Ve o an bayım tek kişilik hayatımın son günü oldu İnanmadığım bir tanrının tokadını yemişçesine savruldum Şeytanın avucunda bir kelebek misali hapsoldum Bendeki de delilik ya bu hapishaneye aşık oldum ...

Fani Hayat

Fani hayat Fakat pek bayat Neşeler eskimiş fotoğraflarda Aşklar eskimiş anılarda kalmış Zaman intikamını almış Gecenin zihinleri kemirdiği demlerde Hatrıma sen uğradığın saatlerde Bir çocuk ölmüş Temiz ve saf Ufuk çizgisi daralmış Yüreğim sarhoş olmuş, seni içtikçe Görmemenin acizliği uğramış sonra Gizemin özü akmış damarlarında O gece ruhlar bedeni terk etmiş Sevginin dünyayı terk ettiği gibi