Ana içeriğe atla

Sığamayanlara

Önü alınamaz bir boşluk

Bu boşluğu katran misali dolduran sözlerin

Acınası bir yanlışlığı yalnızlıkla düzeltme arzusu

Hep bundan bir yerlere sığınma çabası

Notalara, çizgilere, dizelere

Hatta bu dünyaya sığamayışım

Yazdıkça susayışım hep bundan

Simsiyah yapışkan bir sıvıyla, senle

Yanlışlarımı düzeltiyorum sanışım

Ulaşır mı sessizliğim gözlerine bilmiyorum

Doğru gemide yanlış limanlara yelken açıyorum

Önce kahrediyorum, sonra azlediyorum bu ruhu

Ağırların arasında kör kalıyorum

Ben i-şimdi nasıl sığdırayım çaresizliğimi

Şiir dediğimiz bu kelime yığınına

İçimdeki yığını toparlayamamışken hem de

Hem de ben bile bana sığmıyor, dolup taşıyorken

Bu yalnızlığa hasret kimsesiz kollar

Bu sessizliğe hasret titremeler

Bu duyulmayan yakarışlar

Denedim… çöllerde açmayı

Hatta kutupta bir kaktüs olmayı

Ama işte unuttum inanmayı

Kendime, sana ama en çok şiirlere

Gelmeyişlerini, gelemeyişlerine sığdırdım

Yalanlarını doğrularınla sakladım

Nerede görsem seni benle süsledim

Sonra üfledim sura

Savaş meydanındaki korkak erdim ben

Hem de en ön hatta

Tir tir titrerken bacaklarım

Bakışlarım bile net değilken

Hata bilmezken silah kullanmayı

İnadına durdum siperde

Denedim…

Şimdi bir zafer madalyasıyla

Göğsümde resmini taşıyorum

Bütün cesaretinle savaş hattının ardından verdiğin emirlere bakıyorum

Savaşmayı bile bilmiyor oluşuna yanıyorum

Yani sevgili,

Senle çıktığım meydana seni gömerek

Zafer çığlıklarıyla eve dönüyorum

Bütün eksikliklerime rağmen

Kurulmuş düzensizlikteki düzene sığınma umuduyla

Ve seni yenmenin sevinciyle.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hapishaneye Aşık

Gecenin bitmesine saatler kala Ruhum camın kenarından seyrederken ruhunu Birden karanlığa gömüldü her yer Seni ilk o zaman gördüm Sözlerinin ahengini tenimde ilk o zaman hissettim Ellerindi çizen yolumu Ve nefesindi hazırlayan sonumu Camın ardında beklerken kayıp ruhlar Ve biz kaybolmuşken birbirimizde Bir ampül parladı aniden Uyanıkken görülen bir rüya gibi Gardını indirmiş bir nöbetçinin tedirginliğiyle bakan gözlerin Savaşta bir saniye de olsa durup etrafı seyredişinde yatan çaresizliğin Ve bir de kenara atılmış benliğinin parçaları ilk defa o zaman çıktı gün yüzüne Ve o an bayım tek kişilik hayatımın son günü oldu İnanmadığım bir tanrının tokadını yemişçesine savruldum Şeytanın avucunda bir kelebek misali hapsoldum Bendeki de delilik ya bu hapishaneye aşık oldum ...

Fani Hayat

Fani hayat Fakat pek bayat Neşeler eskimiş fotoğraflarda Aşklar eskimiş anılarda kalmış Zaman intikamını almış Gecenin zihinleri kemirdiği demlerde Hatrıma sen uğradığın saatlerde Bir çocuk ölmüş Temiz ve saf Ufuk çizgisi daralmış Yüreğim sarhoş olmuş, seni içtikçe Görmemenin acizliği uğramış sonra Gizemin özü akmış damarlarında O gece ruhlar bedeni terk etmiş Sevginin dünyayı terk ettiği gibi