Ana içeriğe atla

Fani Hayat

Fani hayat

Fakat pek bayat

Neşeler eskimiş fotoğraflarda

Aşklar eskimiş anılarda kalmış

Zaman intikamını almış

Gecenin zihinleri kemirdiği demlerde

Hatrıma sen uğradığın saatlerde

Bir çocuk ölmüş

Temiz ve saf

Ufuk çizgisi daralmış

Yüreğim sarhoş olmuş, seni içtikçe

Görmemenin acizliği uğramış sonra

Gizemin özü akmış damarlarında

O gece ruhlar bedeni terk etmiş

Sevginin dünyayı terk ettiği gibi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Hapishaneye Aşık

Gecenin bitmesine saatler kala Ruhum camın kenarından seyrederken ruhunu Birden karanlığa gömüldü her yer Seni ilk o zaman gördüm Sözlerinin ahengini tenimde ilk o zaman hissettim Ellerindi çizen yolumu Ve nefesindi hazırlayan sonumu Camın ardında beklerken kayıp ruhlar Ve biz kaybolmuşken birbirimizde Bir ampül parladı aniden Uyanıkken görülen bir rüya gibi Gardını indirmiş bir nöbetçinin tedirginliğiyle bakan gözlerin Savaşta bir saniye de olsa durup etrafı seyredişinde yatan çaresizliğin Ve bir de kenara atılmış benliğinin parçaları ilk defa o zaman çıktı gün yüzüne Ve o an bayım tek kişilik hayatımın son günü oldu İnanmadığım bir tanrının tokadını yemişçesine savruldum Şeytanın avucunda bir kelebek misali hapsoldum Bendeki de delilik ya bu hapishaneye aşık oldum ...

Mavi Bir Bayatlık

Bu bahar martıların kanatları ihaneti taşıyor Aklı dağılmış ellerime Son adağın kanı akarken Tanrıları kıskandıran gözlerin Mavi bir bayatlıktan ibaret kalıyor Seni ısıtsın diye verdiğim şal Kış rüzgarlarına dayanmışken Bir balonun ipine takılıyor Son yaprağı da terk ediyor artık Saçları beyazlamış kiraz ağacını Yeni yetme bir hüzün belirecek oluyor bir kaktüsün çiçeğinde Yetişkin kum taneleri peşi sıra geliyor fani limanlardan umut Ehlileştirilmemiş bir buluttan kopup gelen damlalar Saçlarımda dans ediyor Tam o saniye haykırmak istiyorum Aklıma kazındığını sandığım adını Ama en son nerede bıraktığımı dahi hatırlamıyorum Sahi anahtarlar masada, şemsiyem dolapta Mutfakta da bir taze ekmek Ancak firarına dair bir iz bile yok penceremin pervazında Olsun diyorum Masaya bir bana bir geleceğe kadeh çıkarıyorum Evcilleştirilmiş şarap boğazımdan akarken Gözlerim kapıda Yeni çığlıklara gebe kırlangıcı bekliyorum

Sığamayanlara

Önü alınamaz bir boşluk Bu boşluğu katran misali dolduran sözlerin Acınası bir yanlışlığı yalnızlıkla düzeltme arzusu Hep bundan bir yerlere sığınma çabası Notalara, çizgilere, dizelere Hatta bu dünyaya sığamayışım Yazdıkça susayışım hep bundan Simsiyah yapışkan bir sıvıyla, senle Yanlışlarımı düzeltiyorum sanışım Ulaşır mı sessizliğim gözlerine bilmiyorum Doğru gemide yanlış limanlara yelken açıyorum Önce kahrediyorum, sonra azlediyorum bu ruhu Ağırların arasında kör kalıyorum Ben i-şimdi nasıl sığdırayım çaresizliğimi Şiir dediğimiz bu kelime yığınına İçimdeki yığını toparlayamamışken hem de Hem de ben bile bana sığmıyor, dolup taşıyorken Bu yalnızlığa hasret kimsesiz kollar Bu sessizliğe hasret titremeler Bu duyulmayan yakarışlar Denedim… çöllerde açmayı Hatta kutupta bir kaktüs olmayı Ama işte unuttum inanmayı Kendime, sana ama en çok şiirlere Gelmeyişlerini, gelemeyişlerine sığdırdım Yalanlarını doğrularınla sakladım Nerede görse...